7 Ocak 2017 Cumartesi

Sen uçuşu hatırla...

İstisnasız herkes katil olabilir. 
Dalları meyve dolu bir ağacı kesebilir herkes.
Küçük kızın her gün elleriyle beslediği kediyi bir tekmeyle fırlatabilir ve o kızı ağlatabilirsiniz.
Çocuğuna elindeki üç kuruş parayla döner almaya gelmiş yoksul kadını kovalayabilirsiniz bir alay insanın içinde.
Yerleri yeni süpürmüş çöpçü amcanın gözüne baka baka elinizdeki izmariti yere fırlatabilirsiniz.

Kötülük yapmak basittir vesselam, vicdanını öldüren insanda öldürür, evlatta...
Umudu öldürmek bile zorken umuda bile kıyar vicdanına kıymış adam.
Bir cümleyle kıyar umuda,
Belki bir fiskeyle
Belki de bir kurşunla...

İstisnasız herkes katil olabilir ama herkes sanatçı olamaz anlıyor musun? Olamaz.
Sanat dediğin ölüyü diriltir, umudu yeşertir, yüzlerce yıl sonrasına ulaşır, akılda ve yürekte kalır çünkü kardeşim,
Sanatçı O'na inanmasa bile Tanrı tarafından kutsanmış, nurlanmış, önemsenmiştir.

Katliamcılar bu yüzden ilk önce sanata saldırır. Vicdanı ölmüş garabetler bu yüzden ilk sanatı susturur. Çünkü gerçek din de gerçek inanç da gerçek umut da Tanrıya ulaşmanın en doğru yolu da O'nun yarattığı ve vesile olduğu her şeyi hayranlıkla duymaktan, izlemekten, dokunmaktan, söylemekten geçer.

İstisnasız herkes katil olabilir ama pek az kimse sanatçı olabilir.
Çünkü Yaratan katillerin değil, sanatçıların yüreklerinde yücelir.




31 Aralık 2016 Cumartesi

Hoşçakal

Geçen sene, tam da bugün, bu satırları yazdığım noktada hayatımın hiç bir döneminde olmadığı kadar umutsuz gözlerle bu ekrana bakıyordum. Ve hayatımda ilk kez bir yılbaşına uyuyarak girmiştim. 
Şimdi, tam da şuan, bu satırları yazdığım noktada hayatımın hiç bir döneminde olmadığı kadar umut dolu gözlerle dünyaya bakıyorum. Ve hayatımda ilk kez bir yılbaşına hayatımla bu kadar barışık giriyorum. 

2016 kötü bir seneydi çünkü değişmek sancılı bir süreçti.
2016  sancılı bir süreçti çünkü ölümle edilen vedalara sadık kalmanın yükü sırtlanması çok zor bir tecrübeydi.
2016 yaş aldıran değil, yaşlandıran bir tecrübeydi çünkü tecrübe dediğin ateşte pişmek, bıçakla kesilmek, soğukta donmak demekti.
Sizi bilemem ama beni çok güçlü kılan bir sene oldu 2016. Yalnızca 365 günde yılların olgunluğunu kazandırdı. 

Hamdım, piştim, oldum.
Hoşçakal 2016. Seni hep hatırlayacağım.


26 Aralık 2016 Pazartesi

Yoksa sende o güzel piyangonun vurduğu 90'lı kuşaktan mısın?

EVET o benim! Şimdiye dek okuduğum onlarca kitap içinden en fazla okuduğum her daim başucumda duran 2001 basım paralanmış FelsefeTaşı.  (15 kez, belki 17)


EVET, Rowling'in yarattığı bu uçsuz bucaksız dünya BENCE Tolkien'in Orta Dünya'sından sonra gelmiş geçmiş en iyi 2. kurgu ve bu kurgu benim çocukluğumun en güzel parçası!
EVET ben Harry Potter serisini ortalama HER SENE baştan okuyorum ve hala Rowling'in HP dünyasına dair yaptığı tüm açıklamaları 15 seneye yayılmış bir ciddiyetle takip ediyorum.

Annem yıllar önce okumaktan nefret eden kızına bu kitabı alırken yalnızca 1 sene sonra yemeden içmeden kesilerek havale geçirir gibi sadece kitap okuduğu gerekçesiyle kitapları şiddetle yasaklamak zorunda kalacağını elbette ki bilmiyordu. Aslında ben de bu kitapla beraber hayatımda yepyeni bir sayfanın açılacağını bilemezdim, "ONNÖ GÖRÖZÖKOLO ÇOCOKLAR OKOYO BO KOTOBO YOOO" diye çemkirirken...

18 yaşında hepsini pişman ettim tabii. Çünkü okuma alışkanlığım olmasa, mesela lisede Fuzuli Kasidelerinden tut Şair Evlenmesi'ne kadar ne bulduysam okumayacaktım ve bi avuç matematik neti ile harika bir puan yapamayacaktım. (Annem bütün sene arkadaşlarının çocuklarına Harry Potter önermiş ve beni örnek göstermişti)

Her neyse Büyü Dünyası, kendimi toplum normlarına uydurmaya çalışarak bu çeşit kitap zevklerimi saklamak zorunda bırakan tabularımı yıktığım şu günlerde 2000 kuşağının HP serisini keşfetmesi ile eskisinden daha popüler hale geldi. Fantastik Canavarlar, Sihir Bakanlığı.net, Harry Potter Türkiye gibi sitelerin yanı sıra twitter, facebook ve instagram'da Hogwarts Türkleri, Türkiye Hogwarts, Hogwarts Büyücülük Okulu gibi mizah yeteneği de çok kuvvetli son derece faydalı hesapları takip ederek ne demek istediğimi daha kolay anlayabilirsiniz.

Nitekim geçtiğimiz günlerde Türkiye Hogwarts gönderilerine bakarak vakit geçirdiğim bir öğlen arasındaydım.

/ki takip ettikçe fark etmekteyim ki Hogwarts biz Türkler olmadan ne kadar çok şey kaçırdığını tahmin bile edemez. Yani ne bileyim mesela Peeves'in bir kaç Türkçe küfür bilmemesi büyük kayıp. Ya da benim Trelawney'e kahve falı baktığımı hatta kahveyi ev cinlerine bakır cezvede köpüklü yapmayı öğretememiş olmamı elbette saymıyorum.../

İşte bu sırada şuradaki ilanı gördüm.

Bu çağrıya nasıl kayıtsız kalabilirdim ki? Geçmişi 15 sene öncesine dayanan ve edebi sohbetlerde bahsettiğimde "he ok" tepkileriyle bastırılmış bu kocaman maceramı duymaya gönüllü bir araştırmacı vardı! Bu kızın aradığı kişi tam olarak bendim. Cevap vermemek imkansızdı. Derhal mail attım ve jet gibi bir kabul dönüşü aldım. Böylece 20 Aralık'ta Minoa'da görüşme yapmak için sözleşmiş olduk.

İlk kez HP üzerine karşımdakinin sıkılacağı endişesi taşımadan doya doya konuşabileceğimi düşündüğüm bir sohbet yapacaktım. Kabataş yolu boyunca yürürken 15 senenin cürüm kadar silemediği ve bir süre sonra kuduracağını tahmin ettiğim heyecan usul usul göğüs kafesime çarpıyordu bile...

Akaretler durağına geldiğimde kırmızı montlu Ayşeyi gözlerindeki benzer heyecandan tanıdım. Çocukça bir sırrı paylaşıyor gibi önce çekinerek gülümsedik (tabi buna 25 yaşın vermiş olduğu oturaklı-gibi-davranma-koşullanması da sebep olmuş olabilir). Sonra birbirimize kocaman sarıldık. Aynı satırları okuyarak büyümüşlüğümüz vardı ve bu bizi yeterince tanıdık yapıyordu sanırım.

1992 doğumlu Ayşe, Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Lisansını tamamladıktan sonra Fransa Lyon'da Ecole Normale Supereiur'da yüksek lisansa başlamış. Edebiyatı çok sevdiği için lisans tezi olarak  benzer bir konu olan "Neo-Liberal ekonomi politikalarının başlamasıyla büyük şehirlerde meydana gelen değişimin 2000 sonrası Türk Edebiyatı'na yansıması"nı ele almış. Yüksek lisans tezi için de çocukluğundan beri kendini bu kadar etkilemiş olan Harry Potter serisini seçmiş.

- "Neden?" diye sordum.
- "Harry Potter okuyarak büyüyenlerin kitapla kurduğu bağı merak ettim." Dedi. "O güzel piyangonun vurmuş olduğu neslin yani 90-94 aralığında doğanların öykülerini merak ettim."
- "Beni niye seçtin?"
-"O kadar istekliydin, o kadar olayın içindeydin ki, cevap vermemeyi hiç düşünmedim!"

O sırada sipariş verdiğimiz Minoa'nın harika sıcak çikolatalarının gelmesiyle 2 saat süren hararetli röportajımız başlamış oldu. Durmaksızın anlattım ve buna tuhaf bir şekilde ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ettim. Aklıma gelen tüm HP teorilerini, bölüm kritiklerini, Rowling'in açıklamalarını dilimden anlayan biriyle bağır/çağır/gül/ağla paylaşmak çok rahatlatıcıydı. Bana bu imkanı hiç bir yaratıcı yazarlık atölyesi, edebi söyleşiler, dersler vs... Veremezdi çünkü söyleşinin odağı kesinlikle edebi zevkler değildi. Orada, okundukça Geminio Laneti yemiş gibi çoğalan sayfaların arasında bir dünya vardı ve biz o dünyayı çok sevmiştik.

Röportajı bir sonraki blog yazımda okuyabilirsiniz. Şimdiden hepinize harika bir yıl diliyorum. Umarım yeni yılda sevdikçe okur, okudukça çoğalırsınız. Çünkü dünya yeterince çirkin bir yer ve bunu daha güzel hale getirmek yine bizim elimizde. Ben mutsuz olduğum hayatımı değiştirmeyi her zaman kendimi bir öykünün baş kahramanı gibi düşünerek başardım. Yani her imkan beynimde ve yüreğimdeydi. Beyimi özgürleştirip yüreğimin sesini sonuna dek açan da işte bu harika kitaplar oldu.

Mutlu Yıllar herkese!
Çağla from Ravenclaw 💗





18 Aralık 2016 Pazar

Teşhis; 8. evde Güneşle kavuşuk Venüs.

Geçen sene tam da bu zamanlardı. Depresyonun 10 belirtisinden -intihar meyli hariç- 9'u bende vardı ve bu böyle gidemezdi. Günde 2 saat uyuyabilmelere, 34 bedene düşmelere, bakımsızlıktan keçeye dönmüş saçlara, yaprak düşse ciğerlerim sökülene kadar zırlamalara bir çare bulunmalıydı. Neticede İstanbul gibi bir metropolde "okulu bitirince bi süre kafa dinlemek istiyorum ya, çok yıprandım" lüksü olmayan, çalışmak ve başarılı da olmak zorunda olan bir stajyer avukattım. 
Kısacası acilen düzenli olarak bir psikologdan yardım almam gerekiyordu. 

Ve ben astroloğa gitmeyi tercih ettim.

Radikal bir tercih oldu fakat şu an için kafamı 3 kere büyüterek gururla carlamam gerekirse hayatım boyunca kendim için yaptığım en iyi ikinci şeydi. 

* Astroloğumu getirin bana!

Herkesin içinde "acaba denesem ne çıkar" dediği bir kuple arzusu elbette var. Benimki buydu. Yıldız haritamı çok merak ediyordum ve "eff ne gerenk var şimdi..." diyerek kendimi engelliyordum. Ama bu kararı almamda kendi arzumdan ziyade astroloğumun bizzat kendi daha çok etkiliydi.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişiSevgili Yaprak Sarı tango yaptığını bildiğim, son derece eğlenceli paylaşımları sebebiyle de takip ettiğim, Arjantin'e gittiği için içten içe hasetlendiğim, son zamanlarda yaptığı oldukça şok edici astro tahminleri ve ülke durumunu ciddi ciddi astroloji perspektifinde açıkladığı için dikkatimi çekmiş bir hanım kızdı. Ona yazdım. Hemen cevap verdi. 1 hafta sonra Skype başındaydık. 

* Seans boyunca ne oldu?

Ne söylediği, nasıl dinlediğim, dinlerken kaç fincan çay içtiğim, kaç paket çikolata yediğim, kaç litre ağladığım bırakınız bana kalsın... Tam 3 saat 15 dakika konuştuk. Beni hayatı boyunca 1 kez görmemiş olan bu kadın nereden biliyordu ki çocukluk dertlerimi? Nereden biliyordu mesela Ağustos 2014'te yaşadığım travmayı? Nasıl tahmin edebiliyordu benim kimseye göstermediğim kindar iç dünyamı?

Allah inancı olan biri olarak büyü ve faldan her zaman çekinmişimdir. Fakat inandığım bir şey var ki Allah bizim kaderimizi alnımıza değil gökyüzüne yazmış. Hepimizin hiç bir şeyi dört dörtlük değilken bazılarımızın sınavı diğerlerinden biraz daha ağır olurmuş ve biliyor musunuz? Allah gerçekten dağına göre kar verirmiş.

* Astrologlar kimseye evlenilecek adamın enlem boylam koordinatlarını vermezler...

Psikologa gitmedim ama 2016 senesinin hayatımın en önemli dönüm tarihi olduğunu anlamama yardım eden bir astrolog ve inanılmaz içten bir hanım arkadaş edindim. Çünkü astroloji zannettiğiniz gibi kimseye evleneceği hayırlı koca adayının enlem boylam koordinatlarını, tutturacağı piyangonun seri numarasını vermiyor. Hayattaki sınavlarınızı, başarılı olma ihtimalinizin en yüksek olduğu konuları, kişilik zaaflarınızı ve güçlü yönlerinizi kısacası kendinizi tanımanıza yardımcı oluyor. 
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyorZira anne karnında hepimiz yer çekimsiz ortamda büyüdükten sonra yer çekimine düştüğümüz doğum anı ile kaderimiz çoktan yazılmış oluyor ve bizler de türlü olasılıklar içinden hayatımızı sapakları, kısa yolları, caddeleri seçe seçe ilerliyoruz. Astroloji analizi ise -elbette ki uzman bir astrologtan alınmış- elinize verilmiş harita gibi oluyor. Örneğin ben Yaprak ile 2017 yılı için de geçtiğimiz hafta harika bir 2. görüşme yaptım. /Her ne kadar Beşiktaş Patlaması ile korkunç noktalanmış olsa da.../

Sonuç olarak depresyonda olmam çok doğalmış arkadaşlar ve zaten psikolojik yardım almam, tüm kaotik gezegenleri olmadık evlerde boyuna okey döndüren bir insan olduğumdan Allah'ın emri gibi bişeymiş. 

Depresyondaysanız, hayat anlamsız geliyorsa, 1 ayda 38 bedenden 34 bedene düştüyseniz, amiyane tabirle kıçınız tutuştuysa, psikologa elbetteki görünün ama önce bir astroloğa gitmenizi şiddetle, ısrarla, dehşetle ve tüm kalbimle salık veririm. Ama astroloğunuza Nostradamus yahut Esmeralda muamelesi yapmamanız kaydıyla...

Not: Sevgili Bir Küçük Hanım Yaprak, 
Nasıl desem ki... Merkür'ü Yengeç, Venüs'ü 8. evde kavruk, Satürn'ü 4. evinde sıra geceleri yapan bir insanın bağrı yanık içtenliğiyle sesleniyorum;
İyi ki varsın dostum!

17 Aralık 2016 Cumartesi

Doğduğumuz Topraklarda Sıla Hasreti

90

Dönüşümsüz ikindilerin kalbi kara akşamlarında doğan çocuklardık.
Büyüdükçe
                      Bu kin
                                   Bu öfke
                                                  Bu kıyım biter sandık.
Yanıldık.



Koşarken bastığımız çimlere çiçekler saçardık.
Vapur direklerine tutunup, martılara kahkahalar atardık.



Bizler,
Dünyayı yalınayak arşınlayacağını sanan mazlum çocuklardık.
O kahkahalar
                       O çiçekler
                                         O kuşlar kavgalarımızı bitirmeye yetmezmiş.
Şaşırdık.



Ve bir gün durup ardımıza baktık.
Meğer,
Elimize verdikleri hep yırtık uçurtmalarmış.
“Yürüdükçe aşarsınız” dedikleri kışlar hep bir mayıslara çıkarmış.
Varılmak istenen yarınlar birbirimizden ıraklara saparmış…



Bizler,
Güzel günlerin hevesini büyümekte arayan naif, hayalperest ve cesur çocuklardık.
Büyümek yetmezmiş oysa.

Prangaların
                    Acıların
                                   Savaşların
                                                      Kıyımların eriyeceğini

                           Ancak

Sulayarak kavrulmuş çiçekleri
                 Kanatlarını sararak yaralı kuşların
                                    Sonsuzca severek her nefes alanı
                                                    Ve bekleyerek en kara gecede en imkansız şafağı

Doğduğumuz topraklarda sıla hasreti çekerken anladık.
2016/Şairler Sofası
Çağla Ç.

(Resim: Yaz Mermertaş)

11 Aralık 2016 Pazar

Hayat Kısa, Kuşlar Ölüyor İsmail.

Dün gece ben evde astroloji seansı yaparken 4 km uzağımda İsmail milongaya giderken bindiği otobüs Beşiktaş Vodafone Area önünde patlayan aracın yanında olduğu için öldü.

Ne kadar geRRizekalıca değil mi? Dün gece İsmail, tüm haftanın stresini atmak için Noa ya da İstanbul Tango'ya giderken bindiği otobüs tanıdığım 10 insandan 9'unun hemen her gün kullandığı yolda 10 Aralık 2016 gecesi saat 10.30 dolaylarında patlama yerinde olduğundan sırf,
sırf ben o akşam Noa'ya gitmeye niyetlenmiş fakat Yaprak ile görüşecek daha uygun bi gün ve saat olmadığından evde kalmış olduğumdan, ben değil, o öldü.

Öldü anlıyor musunuz?
Kapı gıcırtısında göbek atan İsmail artık milonga tandalarında boyuna back ocho aldırıp bizi yoramayacak. Milongalarda sırtı dönük adamlar içinden onu renkli tişörtlerinin üstüne muhakkak giydiği yeleğinden tanıyamayacağız. Derslerde hocanın verdiği figürü yapamayınca canının çektiği gibi dans edip bizi gülmekten kopartamayacak! Arkadaşlar, İsmail artık iki tanda arasında Tangoist merdivenlerine ilişip dedikodu yapamayacak bizimle! 

Evime 4 km mesafede öldü İsmail!
Siz babasız büyüdünüz mü hiç? Arkadaşlarınız babalarıyla tatil, sinema, maç, alışveriş anılarını anlatırken sıranızda ısrarla tahtaya bakıp anlatılanları s*klemediğinizi göstermeye çalıştınız mı? Hiç anneniz analık yanında babalık yükünü de sırtladığından genç yaşta çöktü mü? Hiç annenizin geceleri ağladığını duyup utanmasın diye yatağınızda sessizce uyur taklidi yaptınız mı? Arkadaşlar, İsmail'in 6 ay sonra doğacak çocuğu babasız büyüyecek!

Ellerimle parçalamak istiyorum bu gezegeni, tırnaklarımla yolmak istiyorum gök yüzünü ve inanın hiç bu kadar arzulamamıştım dün gece ölen onlarca ana evladının canına kasteden tüm piç kurularının etlerini kargaların didiklediğini görmeyi, kalplerini parmaklarımla sökmeyi, kanlarında boğulmalarına şükretmeyi!


Terörü kınamayın! 
Terörü lanetlemeyin! 
Terörle yaşamayın! 
Terörü yaşatanlarla uzlaşmayın! 
Terörü bitirin ve bizleri teker teker avlamalarına artık müsaade etmeyin!

25 Ekim 2016 Salı

bilinç akışı

şu an çalan şarkı cascabelito ve parmaklarım tuşların üzerinde adeta uçmaya kenetlenmiş haldeyken tek yapmaya çalıştığım şey tam olarak bolca bağlaç içerikli bir blog girmek ve bunu yaparken de bilinç akışı tekniğini kullanmak. çünkü beynim ile düşüncelerim adeta damacanaya fazla basıldığı için bardaktan arsızca taşan sular gibi, durduramıyorum manasız huzursuzluğumu. bu kadar huzursuz ve mutsuz hissederken neden GENE  pugliese açtığımı inanın bilemiyorum oysa ki son zamanlarda sürekli yeni türkü ya da ezginin günlüğü dinleme eğilimindeyim. her neyse sonuçta müzik dinlemek iyi geliyor ve huzursuzluğuma sebep olan tüm manasız şeyler anlam kazanıyor. biliyor musunuz eskiden ne zaman dayanılmaz derecede mutsuz olsam kendimi tuvalete kilitler ve ellerimi başımın arasına alarak kendime sıkıca sarılırdım, bir yandan durmaksızın tekrarlarken *nasılsa hepimiz ölücez ve bir gün tüm bunların bir anlamı kalmayacak* diye. bir süre sonra müziğe sarılmayı akıl ettim de böylece her stresle baş edemediğim durumda kendimi tuvalete kilitlemekten kurtuldum. kısacası müzik iyi ki var ve nasılsa-bir-gün-öldüğümüzde-bizim-için-de-müzik-bitecekken hazır, yani diyorum hazır nefes falan da alıyorken bol bol müziğe sarılmak gerek. EVET şu lanet olasıca valsler çalıyorken yalnızca müzik değil lanet bir ecinni dahi belirse karşımda ona bile sarılabilirim. ve duble HAH! zaten çalan şarkı yeterince güzel değilse kim sarılmak ister ki bir lanet ecinni-ye?

sonolarakdavalsdemişkenekimfalandagiderbugidişle.